en az 8 gün olması gerektiğini düşündüğü haftanın 6. ya da 7. gününe uyanmak üzereydi tofit. “ya da” denmesinin sebebi anlatılacakların iki gün için de benzer olmasından kaynaklanıyor. ilk 5 gün sabahın 06:30’unda kalkmaya alışkın bünye o ilk 5 günde 10 dakka fazla uyku için canını vermeye hazırken 6. ve 7. günlere geldiğinde bu arzuyu hoyratça kullanıyor, arsız gibi zaman zaman uykudan uyanıp saate bakıyor, 11:00, 12:00 gibi ufak rakamları görünce sol omzu üzerinde yatmaktayken adeta bi hamsi kıvraklığıyla yatakta dönerek sağ omzuna yükleniyor ve uykunun köküne kadar gitmeye çalışıyordu.
bir süre sonra çocukluktan kalma alışkanlıklardan biri olan ayak ile yorganı depizleme hareketiyle beraber aniden yataktan çıktı. daha ne yüzünü yıkamış ne de işemişti. bilgisayarının ilk alındığı ortaokul günlerinden kalma yerdeki bilgisayar kasasındaki düğmeye daha yataktan çıkmadan basma alışkanlığı ve bu alışkanlık doğrultusunda evrimleşmiş ayak baş parmağının, teknolojiye ayak uydurmak adına yeni aldığı notebooku üzerinde kullanamadığı için günden güne işlevini kaybettiğini farketti. onun yerine notebook’a ulaşarak elinin başparmağıyla bastı düğmeye.
bilgisayarı açılması ve kendine gelmesi için yalnız bıraktıktan sonra tuvalete yöneldi. önceki akşamki içkilerden kalma tortular ve mide huzursuzluklarıyla mücadele etme zahmetine girmeden tuvalette klozetin yanındaki duvara dayanarak işini görüyordu. el yüz yıkama safhasında ağıza alınan su ile içki kaynaklı mukozamsı tabakayı da söküp atmıştı.
elinde bilgisayar salona girdi. herkesi erkan tan coşkusuyla selamladıktan sonra uzandığı koltukta gömüldü biligsayarına. çok önemli cevaplar bekliyodu içkili gecede yazılmış gayet saçma ve hertürlü imladan muaf mesajlarına. çünkü herkes tofit’in gecenin bir yarısında attığı mesajlara bir an önce cevap vermek için 6. ya da 7. günde sabahın 06:00’ında kalkmıştı(!). bunun ne kadar saçma olacağını bilerek cevap gelmemiş olacağını tahmin etmiş ve tahmininin doğru çıktığını görmüş olduğu için keyfi yerine gelmişti.
artık refleks haline gelmiş birkaç klavye hareketiyle, alışkın olduğu, takibini rutinleştirdiği siteleri tırtıklamaya başladı. bu sırada ailenin diğer fertleri tarafından çoktan talan edilmiş kahvaltı sofrasının dağınıklığı adeta anneyi tofit kişisine karşı kışkırtmak ister nitelikteydi. tamamen bilgisayara odaklanmış tofit anne tarafından gelen “oturucan mı sofraya? koyim mi çayını?” sorusunu annelere defult cevap olarak kaydedilmiş “tamam geliyorum” cevabıyla karşıladı. annenin yapacağı ikinci anonstan önce masada olmayı hayal ederdi hep. ancak ne zaman bu uğurda acele etse o sırada bilgisayarda bir sorun çıkar, bir takılma olur ve o an mutlak görmesi gereken, görmese meraktan çatlatacak olan (her ne ise) ona bakmadan kalkamaz, dolayısıyla ikinci anonsu da işitirdi. “hadi çayını koydum, soğutma bak!”. “tamam tamam geliyorum”ların sayısı eşeysiz ürermişçesine artmaktaydı.
sonunda annenin “oğlum çayın soğudu bırak şunu!” şeklindeki ultimatomu geldi. önceki geceden kalma yavşaklık kalıntılarıyla “nooolajahhh yeeaaa buzlu çay içerik biz de tiihhee tihhhee” şeklinde hügo chavez’imsi bir cevap verdi. sonrasında ordan burdan yazılan şeylere de cevap vereyim derken çayın masadaki beklediği süre hatırı sayılır miktara ulaştı. sağdan soldan gelen mesajlara cevap verirken de çay bile kendinden vazgeçmiş, çayın içersindeki şeker komple dibe çökmüştü bile.
bir an rastlantı eseri masaya takılan gözler ile hatırladı kahvaltı safhasını. masaya oturdu, gazetesinin önce en arka sayfasını çevirdi ve tam sayfa reklamdan yediği gol ile yaşadığı ruhsal çöküntüyü ilk sayfada atlatmaya çalıştı. çaya uzanan eli yanmamak için kulpa yönelmişti. kulpundan tuttu, bir yudum almasının akabininde kurduğu “oooonnnnnnöööööööööööö, çoooyyy söğömöööşşş tökrör wörsööönööö” şeklindeki annenin dakikalardır beklediği cümleye anne üretmiş olduğu onlarca alternatifli potansiyel cevap dağarcığından en nadidesiyle cevap verdi;
“kalk, al!”
guilty


