El’in iki anlamı var. İkisi de önemli kanaatimce.
1) Yabancı
2) Organ
Ben şu anda ikinci seçenek ile ilgileniyorum. Hepimizde iki tane var normal olarak( bazı şanssızlarımız hariç) Fizyolojik yapısını, kaç tane kemik olduğunu, kemiklerin dayanıklılığını, kıkırdak dokusunun nerede olduğunu, ne kadar damar olduğunu, parmak izinin önemini ben de ancak sizler kadar biliyorum. Benim değinmek istediğim
bu değil. Neden bu formu aldığı daha doğrusu bu formun getirdiği psikolojiyi anlayabilmek(bizim açımızdan değil, elin kendi içindeki psikolojisi)
Geçenlerde birine karşı hissettiklerimi yazmak için oturmuştum masaya. Nereden başlayacağımı hangi kelimeleri kullanacağımı düşünürken ellerime bakıyordum. Aslında o anda geldi aklıma bu konu. Neyse fazla uzatmadan sadede gelelim.
Baş parmağın diğerlerinden farklı olmasının nedenlerini düşünmeye başladım. Farkettim ki diğer dört parmak genel yapıları olarak birbirine çok benziyor. Bir kere uzanabilecekleri noktalar hemen hemen aynı, gördükleri açılar aynı, bulundukları düzlem aynı. Oysa baş parmağın bunlarla hiç bir ilgisi yok. Onun açısı farklı, boyu diğerleriyle karşılaştırılamayacak kadar küçük, kökleri farklı ve de elin en uç yerinde bulunuyor.
Diğer parmakların varoluşuna bir anlam yüklemek ilk aşamada zor. Aklıma gelen (daha doğrusu geçenlerde bu konuda tartışırken farkettiğimiz) birden fazla teori var. Bunlara değinmeden önce gözümde daha emin bir yere sahip olan baş parmağın varoluşundan bahsetmek isterim. Zaten karşılaştırmalar yapılırken de bir yandan diğer dört parmağın kişiliğini oluştururuz.
Baş parmak farklıdır. Aklıma önce şu gelmişti aslında onunla ilgili. Adam bir kere garip bir yerde duruyor. Yani Can Yücel’in dediği “İlişik yaşayacaksın, ucundan tutarak” sözünü okumuş gibi. Her an koptu kopacak gibi, tam anlamıyla ilişik..
Aynı zamanda, rahat rahat topraktan çıkmak varken toprak yüzeyine gelmeden, kenardaki kayaları delip çıkmış asi ruhlu yeşilliklere de benzetiyorum. Ruhunda bir inatçılık var gibi.
Görebildiği açı farklıdır baş parmağın. Diğerleri dosdoğru ileri bakar. Onun açısı geniştir, 90 derecelik bir bölgeyi görebilir. Buradan daha entellektüel, dünyanın daha da farkında olduğu kanısına varmak pek yanlış olmaz sanırım.
Bir başka nokta ise onun yalnız olmasıdır. Şimdi “bu yalnızlık seçilmiş bir şey mi yoksa zorunlu bir yalnızlık mı” sorunsalına girmeyeceğim, girersek iş daha da felsefi bir boyut alır içinden çıkamayız. Neyse neticede diğerlerinden uzaktadır. Diğer parmakların bakış açıları sebebiyle zaten büyük ihtimalle baş parmağın varlığından bile haberder değillerdir çoğu zaman. Ancak baş parmak farkındadır onlardan. Zaten diğerleri sevmez onu, çünkü hayata bakışı farklıdır. Bu çıkıntı görüntüsü yüzünden her şey onun başına gelir zaten. Adam tırnağını yerken bile önce ondan başlar, önce onun kellesi gider.
Diğerleri ise bir aradadır sürekli. Ayrı olamazlar. Tıpkı modern insan gibi. Sürekli birileri ile olmak ister. Yalnız kalmaktan hoşlanmaz. Hep bir bünyenin üyesi olmak ister. Hazır oluşturulmuş kimliklere bürünmek ister. Kendilerini tanımazlar çünkü. Kendi kendine sıkılır. Kendi ile tanışma gibi zorlu bir süreci yaşamayı göz önüne alamamıştır.
Baş parmak kimsenin yardımı olmadan; avuç içinin düzlüğü değişmeden; avuçta istediği yere ulaşabilir: Ancak diğer parmaklar avucun içinde sadece kendi doğrultularında hareket edebilirler. Avucun her hangi başka yerine gitmesi ancak avuç içinin düzlüğünü kaybetmesi ile olabilir. Buradan baş parmağın, diğer parmaklara oranla etrafındakilere daha az muhtaç olduğunu görebiliriz. Diğer parmakların ise tıpkı kendini tek bir konuda ilerletmek isteyen, diğer konulara ilgisiz günümüz insanı gibi bir hali vardır.
Bunlar işin psikolojik yanıydı. Şimdi bir de aşık kişi gözünden bakalım.
Aşık kişinin baş parmak olduğunu göz önüne alırsak diğer parmaklarla ilgili iki çeşit (daha doğrusu benim farkettiğim iki tane, daha farklı şeyler de düşünülebilir) senaryodan bahsedebiliriz.
Baş parmak anlaşılacağı gibi aşık kişinin yalnızlığını işaret etmekte. Şimdi ilk senaryodan bahsedelim. İlk senaryoya göre diğer dört parmağın varoluşu yalnızca uzaktan bakan aşık parmağın her yerde sevgilisini görmesini anlatmak amaçlıdır. Bu parmakların genel formunun ayn olduğunu düşünürsek, aşık parmak gördüğü her parmakta sevgilisini hatırlamaktadır. Her parmağı o sevgiliye benzetir.
İkinci senaryoya gelince. Aşık parmak, öyle uzun yıllar aşık kalmıştır ki sevgilisi olan parmağın yaşamının her evresine tanık olmaktadır. Yani önce sevgilisi çocuktu ki en küçük parmak olarak serçe bu çocukluğu gösterir, sonra genç olur bu da serçenin yanındaki parmaktır ( bu parmağın özel bir ismi varsa bile ben bilmiyorum), ondan sonra orta yaş gelir. İnsan hemen hemen bu yaşlarda düşünce bazında daha gelişmiş olduğundan bu parmak diğer hepsinden uzun, hepsinden daha öndedir. Sonrasında ise yaşlılık gelir. İşaret parmağı da orta yaştan sonra artık vücuttaki yıkımlardan dolayı küçülmüş, daha çok çocuk gibi davranan insanı işaret eder. Sevgili ise bu sürecin tamamını severek geçirdiği için bu değişim aşamasının tanığı olur.
Neticede bu varoluşa anlam yükleme konusunda söylenebilecekler, hayal gücümüzü kullanmamızla sınırlıdır.
Hepimiz hayatımızı nasıl yaşayacağımızı ayarlayabilecek güçteyiz. Önemli olan seçtiğimiz yolun zorluklarını, sorumluluklarını göz önüne alabilmekte. Şu hayatta ister baş parmak olursun, istersen hepsi birbiriyle aynı olan diğer parmaklar olursun.
Buyur yap seçimini…
guilty