Gönderen: xguilty | Temmuz 13, 2007

Akıl Hastanesinden “Kaçak” Şiirler

Bugün Kaçak Yayın adlı dergide okuduğum Akıl Hastanesinden “Kaçak” Şiirler adlı araştırmanın bir kısmını sizlerle paylaşmak istedim.. Üşenmedim oturdum yazdım buraya :) Umarım ilginizi çeker..

Rüyamda Bütün Bir Gece Hep Evdeyim Artık

r.g.ö bir orta kuşak şairidir. doksanlı yılların başında “şizofrengi” dergisinde yayınlanmış şiirleri ile, kendisi ne kadar haberliydi bilmiyorum, hatırı sayılır bir okuyucu kitlesi olmuştu. tanıklıklara ve hakkında yazılanlara bakıldığında Bakırköy’ün şairi azam’ı olduğu söyleyebiliriz. gerek hastaların gerekse doktorların yazdıklarında şair diye anlın odur. Ş.K., hastanenin meşhurlarını anlattığı şiirlerinde onu şöyle anlatır:

orta boylu ne zayıf
kırk yaşından
aşağı götürnür şairimiz
esmerce bir yüz üzerinde
zeki bakışlı gözler
dilinden hiç eksilmez
şairane sözler
der:”yeni bir şiir yazacağım”
“bunu herkese okuyacağım”
elinde gazeteler mecmualar
her servise dalar çıkar
durmadan yolları arşınlar
hiç durmadan mekik dokur
genç kızlara, kadınlara
şiir okur.

R:G:Ö 1930 E. doğumlu. işi, hastane kayıtlarında “boş” geçiyor. kendisi ise, “ne iş yaparsın” sorusuna “ şairim” yanıtını veriyor. kayıt yapan memur “nerede şairlik yaparsın” diye soruyor, o da “istanbulda bazı mecmualara para mukabilinde şiir yollarım. amatör şairim, kendimi eylendirmek için şiir yazarım” diyor.

akıl hastanesine getirilmiş olması ile ilgili şu açıklamayı yapıyor:

“sinirli diye validem ve pederim getirdi. fakat ben sinirli kelimesini kabul etmiyorum. ben keloğlan gibi bir insanım. allahtan korkan, çalışkan bir çocuğum. bana tımarhanede değil dışarıda çare arasınlar. tımarhaneye gelmek beni sinirli yapıyor.”

art arda gelen sorulara verdiği yanıtlar başlı başına şiir:

suçun var mı? yok
içinde korku var mı? yok
evham kuruntu var mı? yok
ağlamak gelir mi? gelir. ağlamayı çok severim.
niçin ağlarsın
annem babamla bir arada yaşayamadıklarımız için ağlarım
………….
arzun nedir?
beni annem eve taburcu alsın
………….
annem taş yürekli. hacer taş demektir.

dört beş ayda bir tutulan doktor notlarından birinde, 1967’de doktor “buradan memnunmusun?” diye soruyor. aldığı yanıt :”burası bir alem” oluyor

çeşitli dönemlerde tutulmuş notlarda şunlar kaydedilmiş:

“sabahleyin servisten çıkar, öğle yemeğine bazen gelir bazen gelmez, akşam kendiliğinden döner… her önüne gelene şiir okur. mütemadiyen şiir yazar, çok sigara içer.. özelliği: başında hemen dairma bere taşımak, sigaraları uç uca yakmak, bzen ziyaretçilerden para istemek, her gün muntazaman şiir yazmak.”

bakırköy hastanesinin şimdiki servis şeflerinden dr.latif alpkan, 1998 yılında R.G.Ö.’yü anlatan bir yazı yazmışyı ve aura’da yayınlamıştık. yazının başlığı, “bakırköy’den bir şair geçti: R.G.Ö.”

“raşit tahsin pavyonu’nda konuşlanmış olan birimimizin iç bahçede de bir kronik servisi vardı. yemek dönüşü birimin asistanları buralara uğrar vizit yapardı. bakırköy’de ilk günlerim, ben onlara takılıp çevreyi keşfeiyordum. 38. servisteki pingpong masasının o günlerde farkettim. ve artık her öğlen mutlaka uğrar oldum. kısa bir süre sonra 38’in servisleri bana devrolmuştu. bembeyaz saçları üç numara tıraşlı, renkli gözlü, göbekli, elli yaşlarında bir hasta. devamlı burnunu çekiyor. emzik gibi ağzındaki sigara hiç eksik olmaz. külü düştü düşecek. ilk bakışta diğer hastalardan hiç bir farkı yok. belki e ilk viziti. ‘doktor bey şiir sever misiniz?’ demez mi! sevmez miyim hiç? inanılır gibi değil. R.G.Ö. isimli bu hasta birçok şairimizin onar on beşer şiirini ezbere biliyor. yahya kemal’i, faruk nafiz’i nazım hikmet’i, orhan veli’yi, necip fazıl’ı, ümit yaşar’ı, bekir sıtkı’yı…

daha önemlisi, kendisi de şair.

istanbul’da beyoğlu, taksim, maçka
bakırköy’de sinirler laçka

artık her öğlen 38. servis’e gidiş sebeplerime bir de R.G.Ö. katılmıştı. ancak onun şiirlerini dinleyebilmek için sigara ikram etmem gerekiyordu. ne kadar sigara, o kadar şiir.

akıllıdır aslında “deli” denilen başlar.
bakırköy’de mevsimler geçer ve artar yaşlar

“deli” denilen velidir, taburcu edilmelidir
bitsin artık yetişir bu bitmeyen tıraşlar.

dostluğumuz ilerledi. bakırköy’de yıllar geçti. o da ben de defalarca yer değiştirdik. ama ne zaman karşılaşsak ayaküstü şiir sohbeti yapardık. tabi sigara talebi de hiç bitmedi. bir sigaraya bir şiir…

sonraları “şizofrengilciler” keşfetti onu. şiirleri yayınlandı şizofrengi dergisinde. bestelendiğini duydum hatta bir şiirinin. ama onun bundan haberi bile olmadı. hastanede yeknesak yaşamını sürdü gitti. ancak, artık dışarıyı çok özlediğini söylüyordu her gördüğümde…

 

kimsesi yoktu. belki vardı da arayanı yoktu. 1993 aralığının ilk günleri duydum ki şair firar etmiş. acaba nereye gitti. yıllarıdr hastanedeydi onun tanıdığı istanbul da, üsküdar da değişmişti. kimbilir başına ne gelecekti. içim burkuldu. acı haberi birkaç gün sonra aldım. eyüp’te bir araba çarpmıştı şaire. “bir garip ölmüş diyerler/üç günden sonra duyarlar” yunus’un dediği gibi. şair son yolculuğuna çıkmıştı. allah rahmet eylesin.
bakırköy’den bir şair geçmişti. R.G.Ö üstü yazılı bir mezar taşı bile yok. kendi el yazısıyla şiirlerini yazdığı iki şiir defterinden biri bende kaldı, ondan hatıra…

günde on altı paket sigara içtiği kaydedilen R.G.Ö.’nün serüveni de bu!..

bu seçkideki şiirlerin tümü akıl hastanesinde yazıldı. hemen tümünde kapatılmışlığın, hayat meselesinin kılcal damarlarının değil atar damarlarının tıkanmışlığının yükünü hissetmek, şiirin temelde özgürlük çığlığı, kendisini aşma, yeniden kurma çabası olduğunu görmek mümkün. içlerinde kanımca bu aşma çabasıyla “kendi dilini” yaratmış olanlar dahi var. buna iyi bir örnek, R.G.Ö.’nun şiirleridir:

dıştan görünürsek te (divane!) gibi bizler!…
vardır nice (alim!) ve (ozan!) lar içimizde!…
bakmaktasınız bizlere (çatlak!) diye sizler!…
bir (kurt!) gibidir heyhat o (zan!)lar içimizde!…

ya da psikiyatride psikopatolojinin belirgin işaretlerinden olan klang çağrışımın, “pasta.. hasta.. tasta.. usta..” şairin bir şiirinde, şiire bir olanak olarak ortaya çıkmasına ne demeli:

dışarda herkes içerken!
çay, süt!
ve yerken
muhallebi, tavukgöğsü, pasta!
burada adın (hasta)!
çorba (tasta)!
bence hastaların çoğu (usta)!

Ş.K. hastanemizin meşhurları adlı menzumesinde R.G.Ö için şunlaru yazar:

daima kazanır
şairimiz bir gün gelir
belki de alkışlanır…

şizofrengi dergisi, amerikada psikiyatristlik yapan bir türk hekimine de ulaşır. o bu şiirlerin bazılarını ingilizceye çevirir. bir rock grubu şiirlerden birini besteler.. şarkı listelere girer..

Hasret

ekliyerek birbiri arkasına
asker!üçüncü!ikinci!birinci!
bafra!kulüp!yenice!gelincik!
yeniharman!yaka!çamlıca!
winston!subay!
her nevinden sigara üstüne sigara!
bekliyorum (akıl hastanesi!)
(38) inci serviste, elbiselerin gelmesini!
gitmek için (bakırköy) den (üsküdar) a
ve bazen efkarlanıyorum sebepsiz!
(ziyaretçiler!)e sesleniyorum!
(ziyaretçi beyfendi!)
(ziyaretçi hanımefendi!)
(versene bir sigara!)

R.G.Ö.

Rüzgar

üstünlük için çırpınıyor rüzgar
köpürüp patlıyor dalgalar
“suyun şamar sesidir” diyor
sahildeki yıpranmış kayalar
direklerdeki gacırtılar
sanki konuşuyor palangalar
güverte altında köpürterek
çamaşır yıkıyor hırçın kadınlar
“içindeyiz acı bizlere” diyor
bütün çeşitli balıklar
ama hep bunlardan gururlanıyor “sebebiyim”
iyerek rüzgar.

R.T.B.

NOT: Araştırmayı yapan Cemal Dindar. Makalenin tamamını, diğer şairleri ve şiirleri okumak isteyen arkadaşlar Kaçak Yayın dergisinin Ekim sayısını satın alabilirler…


Cevap bırak

Sizin cevabınız:

Kategoriler