Başroller
Nokta
Virgül
Üç nokta
Figüranlar
Noktalı virgül
Üst üste olan iki nokta
Ünlem
Soru işareti
Kısa çizgi
Konuk oyuncu
Parantez
İsterseniz öncelikle yazımızın kahramanlarını TDK nasıl anlatmış görelim..
Nokta: Cümlenin bittiğini anlatmak için sonuna konulan, küçük benek biçimindeki noktalama işareti (.).
Virgül: Yazılı cümlelerde birbiri ardınca sıralanan eş görevli kelime ve kelime grupları arasına konulan, kısa bir durmayı göstermek için kullanılan noktalama işaretinin adı (,).
Üç nokta: Tamamlanmamış cümlelerin sonuna veya başına yan yana konulan noktalama işaretinin adı (…).
Bunları neden yazdığımı düşünüyorsunuz sanırım. Bazılarınız “Enteresan birşeyler anlatı-cak herhalde bu adam”, bazılarınız da “Ohoo hiç okuyamam şimdi” diyor.. Hiç heveslenmeyin, enteresan bir şey anlatmayacağım. Aksine her allahın günü yaşadığın/mız sıradan bir durum hakkında bişeyler söyleyeceğim..
Noktalama işaretlerini sadece yazı yazarken mi kullanıyoruz? Hayatını bir şiir, hikaye vb. gibi görenleriniz için bu işaretler aslında kişiliğimizi, yaşam tarzımızı gösteren birer ipucu.
Herkesin en çok kullandığı, kullanmaktan zevk aldığı, kullanmaya korktuğu bazı işaretler vardır. Ama genel özellik şudur. Çok az kişi bunun farkındadır.
Noktalama işaretlerinden hangisini baş rolde oynatan hayatta daha başarılı olur bilemiyorum. Ama şunu söyleyebilirim. Sanırım toplum olarak “nokta” ya karşı bir korkumuz, antipatimiz var. Ya da ben herkesi kendim gibi zanlediyorum.
Nokta kullanımı hayatın düzenini gösteriyor kanımca. En çok noktayı kullananlar sanki daha bir derli toplu yaşıyorlar. Hayatın tamamına bakınca, nokta sayesinde daha bir rahat okunuyor.
Zordur nokta kullanmak. Cesaret ister. Çünkü nokta koyulduktan sonra dönüş yoktur geri. Daha doğrusu olmamalıdır. Kişi geri dönmeye kalkışırsa tekrar, o zaman hikaye iyice içinden çıkılmaz bir hal alır.
Şimdi bir paragraf düşünelim. Uzun bir paragraf olsun. Ama hikayenin tamamını anlatmasın. Sadece gençlik döneminin yazıldığı paragrafın bir parcası olsun. Bu paragrafda Nokta yerine sürekli virgül kullandığımızı düşünsenize. Cümlenin başından sonuna gelene kadar ne kadar çok şey anlatmış oluruz. Ama dezavantajı büyüktür. Okuyan kişi ne okuduğunu anlamaz çoğunlukla. Sonuna geldiğinde başını unutur, bütünlüğü sağlayamaz, zaten okumayı sevmeyen biriyse küfreder ve vazgeçer okumaktan.
“Virgül” en çok kullandığım noktalama işareti olmuştur her zaman. Çünkü bir cümlenin tamamlandığını düşünmek zor gelmiştir bana. Hep eksik bir yanları kalmış gibi olur sanki.
Ya da sonraki cümlelerle bağlantılı olacağına inandığımdan kullanamamışımdır noktayı.
Bir de “noktalı virgül” vardır. Ben hiç kullanmadım şimdiye kadar. Sanırım kullanmam da. Henüz anlayamadım çünkü nerelerde kullanılması gerektiğini. Bir virgül adamı olmama rağmen, en azından noktanın nerelerde kullanılabileceğini, kullanılması gerektiğini bilirim. Bilmesine bilirim de, işte kullanmam gene de. O yüzden zaten herşey birbirine girer, kimse de birşey anlamaz. Arada anlamaya çalışanlar çıkar. Bakarlar olmayacak vazgeçerler. Suçları yoktur zaten. Yazarı kendisine “suçlu” lakabını taktıktan, ve kendi yazdığı hikayeyi anlayamadıktan sonra kime ne diyebilir ki.
Üst üste olan iki nokta vardır. Neden üst üstedirler bilmiyorum, ben onu genelde yazılarımda değil başka yerlerde kullanmayı tercih ederim. Hangi noktanın erkek, hanginin dişi olduğu artık kişilerin zevkine kalmış…
Sonra üç nokta vardır. Benim virgül kadar kullanmaktan çekindiğim bir işaret değildir. Üç noktayı, tek noktaya tercih ederim. Ama gene de biraz kolaya kaçmak gibidir genelde. Nokta gibi cümleyi bitirmez, virgül gibi devam etmeye cesareti olmaz. Kısacası zora gelemez, üç kağıtçıdır, cümlenin devamını okuyanın hayal gücüne bırakır biraz.
Bunlardan başka bir de figüranlar vardır. Bunlar hayatın süsü olurlar genelde. Soru işaretleri, ünlemler, tırnaklar vs’ler girer insanın hayatına. Genelde bunların arasında en çok “ünlem”leri severim ben. İnsanın şaşırma becerisi olduğunu gösterirler. Pardon, sadece şaşırma değil. Çok şeyi karşılar. Korkuyu, şaşırmayı, sevinmeyi kısacası insanın hayatındaki kısa, ani olayları süsler.
Ne yazık ki çoğu zaman soru işaretleri olur cümlelerimde. Şundan eminim ki herkes bu figüranların içersinde en çok soru işaretleriyle karşılaştığından yakınacaktır.
Şu anda aklıma gelen bir işaret daha var. “Kısa çizgi”ydi adı sanırım. Hani satırlara sığmayan kelimeleri bölmeye yarayan işaret. Bunu kullanmak biraz bilgi gerektirir. Aslında çok zor birşey değildir. Ama kişinin yaşadıklarının köklerinin, eklerinin tamamlayıcı unsurlarının neler olduğunu bilmesini gerektirir. Yani düşünmek gerekir hafiften. Bir süre sonra hangi kelime nerden ayrılmalı öğrenir insan.
Bir işaret değil belki ama benim için en önemli işaretler ilk 3 üne giren bir şey daha vardır. Paragrafların oluşmasını sağlayan boşluklar. Sanırım boşluklar bilgisayar dünyasında da önemli kabul ediliyor. Zira klavyedeki en büyük tuştur “space” (boşluk) tuşu. Şimdiye kadar diğer işaretlerin yerlerinden bahsetmemiştim. Aklıma gelmişken onları da burada anlatayım.
Şu anda görüyorum ki “nokta” ve “virgül” tahmin ettiğim gibi başrollerde. Kendi tuşları var. Ünlem, soru işareti iki nokta üst üste, noktalı virgül gibi figüranlar için ise bir tuşa daha basmak gerekiyor.
Demin boşluklardan bahsediyordum. Gerçi önceki paragrafın arasına reklamlar gibi giren işaretlerin yerleri konusu beni boşluk konusundan uzaklaştırdı biraz ama bu paragrafta toparlamaya çalışacağım. Bu boşluklar genelde güzel görünürler. Yani çok karışmış olan bir paragrafı keser, bir nefes aldırır, sonraki paragrafa sanki yeniden bir hikayeye başlanıyor gibi gösterirler. Hayatı boyunca insan bu boşluklara defalarca düşer. Aslında bence bunun büyük faydası vardır. Üzerindeki yükü ağırlaşmış, aceleye gelmiş, içersinde zıt düşünceleri, kavgaları, barışları aynı anda barındıran paragraf yorucudur. Sonra dönüp bakıldığında okunması zordur. Hem bu boşluklarda insan kendini akıp giden harflerden soyutlayabilir, şimdiye kadar yazılan herşeyi tekrar gözden geçirebilir, ilerde neler yazılacağını düşünebilir, hatta bunlarla ilgili hayaller kurma fırsatı elegeçirir.
Şimdi bir de kötü yanlarına bakalım bu boşlukların. Herkes birbirine benzer ama gene de kendine has özellikleri vardır. İşte bu, durumu güzel açıklar. Herkes, benim sevdiğim gibi boşlukları sevmiyor kanaatimce. Yani durup düşünmek, olan bitenle yüzleşmek zor ve sıkıcı geliyor toplumumuzda. İşte bu yüzden kişi kendini bir paragrafa kaptırıyor, hızla akıp giden harfler kelimeler arasında hikayesini bitiriyor. Hikayenin sonlarına doğru genelde farkediyor ve sürekli “keşke”li cümleler kurmaya başlıyorlar. Bir paragrafta ömrü tüketmek acı birşey.
Ben her paragrafta yazarın kişiliğinin değişmesi ihtimaline rağmen severim bu boşlukları. Farklı şeylerin tadına bakmak, az da olsa her konudan bilgi edinmeye çalışmak gibidir. Bir süre sonra o “az da olsa”lar “daha da olsa” şeklinde değişebilir tabi, bu bünye meselesi biraz da.
Yazının başından beri anlattıklarıma bakılınca benim bir “virgül” ve “soru işareti” kişisi olduğum ortaya çıkıyor. Sanırım bu seçimler konusunda pek azımız yetenekliyiz. Ama ben bu hikayeye bir konuk oyuncu katıyorum bu sıralar. Parantez onun ismi. Noktadan çekinen bu adam sokakta keşfetti bu yeteneği. Kısa sürede başrollerde yerini aldı gibime geliyor. Kesin de konuşmamak lazım belki de bu işaret de bu hikayede kendisi gibi bir “parantez” içinde kalır ve tamamlanmadığını belli ederken aynı zamanda tamamlanmaya cesaretin olunmadığını gösterir. Kim bilir belki de gülen bir yüzün bir parçası olur : )
guilty
‘kişi kendini bir paragrafa kaptırıyor, hızla akıp giden harfler kelimeler arasında hikayesini bitiriyor. Hikayenin sonlarına doğru genelde farkediyor ve sürekli “keşke”li cümleler kurmaya başlıyorlar. Bir paragrafta ömrü tüketmek acı birşey.’
Her şeyden önce bu kısmı cımbızla çekercesine çekip çıkarmak ve üzerine başka hiçbir söz söylememek isterim. Söylemek ister söyleyemem desek biraz daha mantıklı olacak sanırım.
Bunun dışında, üç noktalar ve soru işaretlerinden dem vurmak isterim ben. “soru işaretlerinin kancasına takılma” sorunsalı, özellikle önem arz eder. Bu sorunla karşılaşılınca genelde üç nokta’lara başvurulur ki buna kısaca “üç noktalara inanmak” da diyebiliriz, her ne kadar kısa olmasa da. Diğerlerinden farklı olarak, kelimelerin yerine de kullanılır üç noktalar. “Kaçış” olabilme potansiyeli taşırlar bir yerde. Özellikle de soru işaretlerinin kancasından kaçmada bire bir’dirler.
Boşluk konusunda ise ne desem az, ki zaten söylenebileceklerin hemen hemen hepsi söylenmiş sanırım yukarıdaki yazının yazarı tarafından zamanında. =) “Eksik Hayatlar” demiştim ben, diye kendime pay çıkarırım “Oysa ben”ciymişcesine. Boşluklarla dolu hayatlardır çünkü onlar. (Boşluklarla dolu ilginç bir tabir oldu evet, sevdim ama.) Yeni yeni boşluklar açılır zamanla ve soru işaretinin terbiyesiz kancasından kurtulana dek de çıkamayız o boşluklardan. Üç noktalar bile kâr etmeyebilir, boşluğun derinliğine de bağlıdır.
Sözü daha fazla uzatıp, işin içinden çıkılamaz hale getirmeden, burada “nokta”lıyorum.
(Not: “Soru işaretlerinin kancasına takılmak” ve “Üç noktalara inanmak” tabirleri için, utique kişisine teşekkürü bir borç bilirim.)
By: boleroz on Ağustos 1, 2007
at 8:49 pm
“Yeni yeni boşluklar açılır zamanla ve soru işaretinin terbiyesiz kancasından kurtulana dek de çıkamayız o boşluklardan. Üç noktalar bile kâr etmeyebilir, boşluğun derinliğine de bağlıdır.”
Kancadan kurtulmanın yolu genelde cevap bulmak olarak görülse de bence bi yere varılamaz bu şekilde. En iyisi sormaktan vazgeçmektir. Tabi tahammül edilebilitesi olduğu ölçüde..
Bu Orhun Yazıtlarını andırır yorumun için teşekkürü bir borç bilirken “sen olayın ÖZünü anlamamışsın illa başlığı illa büyük harfle mi yazmalıydım kardeşim?” demekten kendimi alamıyorum. “noktala-MA!” Sözü daha da uzat. Söz bu uzayacak tabi. Söz uzamadan bi yere varılamaz. Uzasın tabi söz. Şiir mi bu kısa keselim. : )
By: xguilty on Ağustos 1, 2007
at 9:04 pm
Sembolik olarak noktalarım, maksat sayfaya ve okuyana eziyet olmasın, “oysa ben”lerimle üste çıkmaya ve prim yapmaya çalışıyor görünmeyeyim =) Noktalara aldanmamalı, sustuğuma henüz şahit olunmamışsa şayet. (wuuu evet)
By: boleroz on Ağustos 1, 2007
at 9:13 pm
Bu blog’un kralı benim lan! Okuyana da eziyet olsun. İşine gelmezse gitsin. Bana mı sordu blog’a girerken. Millet sıkılır diye elimizi korkak mı alıştırıcaz. Kan çıkartırım lan! (wuuu cizız) “they do not make man sick!”(ingilizce biliyorum ben)
By: xguilty on Ağustos 1, 2007
at 9:16 pm
iki nokta iyidir!
not:sözümün üstüne söz söyleyene sadece lolipop alırım!
By: compli on Ağustos 2, 2007
at 6:28 am
İki nokta iyidir tabi
Yaaaaauuuw istemiyorum ben lolipop falan : (
By: xguilty on Ağustos 2, 2007
at 7:04 pm
aç parantez
her şey parantez içinde gizli!
kapa parantez
: ) : )
By: kokteyl on Ağustos 14, 2007
at 9:37 am
hehe
By: seynep on Eylül 9, 2008
at 3:02 pm