
1. geleneksel Kafika günlerine bugün itibariyle (hatta saatin 12yi geçeyazmasını göz önüne alırsak dün itibariyle) başladı efenim. Alelacele ayarlamış olduğum organizasyonda pek çok arkadaş adeta şerefsiz gibi “gelmicem ben ekeshe ekeshe içine patlasın, bana mı sordun rezervasyonu yaparken, olm projeksiyon alalım, hava çok sıcak, terlemek istemiyorum, annemi istiyorum, şıvaynşıtaygerin sevdiceini istiyorum” gibi farklı şekillerde söylemlerde bulunmuş olsalar da 8+2 şeklinde organizasyonu tamamlamış bulunmaktayız.
Taksim AKM önünde toplaşmamızı fırsat bilen “one love fest”ciler hin hin bizi dinlemeye çalışsa da fısır fısır konuşmak suretiyle onlara çaktırmadık organizasyonu. Ama inatla bizi konsere götürmeye uğraştılar
Allaaam minibüsçüler mi gelmedi, sucular mı ilgilenmedi (çok sakat cümleler kuruyorum farkındayım). Ama hayır dedik! “Uzak dur lan!” dedik. “Bi sigigit! Biz burda iyiyiz” dedik. Duygu’nun kontörlerini yedik, Işıl’ın alışveriş heycanını kursağında bıraktık, sevgili gönül dostu Alper’i andık, Yaşar ve Gökhan’a küfür ettik, borsadan bahsettik, b tipi likit fon aldık ve Melih’le tokalaştık.
“Ama ondan bahsetmedin!” dediğinizi duyar gibiyim. O ki adeta bir yılan, o ki taytların efendisi, o ki diyot terbiyecisi… “Geç gelicem, beni beklemeyin” dedi. Oysa biz çoktan sofraya oturmuş onu bekliyorduk. Hatta üzerimizde elbiselerimiz ve inci kolyelerimizle sofrada uyuya kaldık. O ise hiç oralı değildi. Peki nereliydi? Evet bunu belki de hiç bi zaman bilemicez.
Mekanın yolunu tuttuk kafile halinde. Alman konsolosluğunun yanında kaptırdığımız aşağı doğru, sinsi sinsi sigara içen taksiciyi (the gate keeper/bir nevi bölüm canavarı. Bi an “o yokuştan aşağı 77den beri inen olmadı” diyecek sandımıdı) de atlattıktan sora o dik yokuşlardan adeta süzüle süzüle (biz süzüldük Ersin dedesinin terliklerini giymiş, kısa şortlu köy çocuğu gibi “çappıdı çıppıdı” efektiyle ayaklarını vurarak) indik..
Ve faynıli mekana ulaştık. Oturduk, kalktık, hop oturup hop kalktık. Arada kah güldük kah ağladık. Ömer’i Gümüşsuyu yerine Taşkışla’ya gönderdik. Bi kere daha hop kalkıp göbeğimizi hoplata hoplata kah güldük..


Ömeri beklerken sorduk kırmızı çiçeğe, ama zor sorduk heralde kameralarımıza öyle bakakaldı. Tepki vermedi. Kimbilir belki de bizimle yüz göz olmadı…
Sonunda Ömer de Bolahenk sokakta göründü, sağa bak dedik sola baktı, yukarı bak dedik telefonuna baktı, kapa gözlerini sana bişe söylicez dedik yanakları kızardı utandı…
Neyse efenim nihayetinde girdik mekana seçtik filmimizi aldık mısırımızı*, içeceğimizi yedik içtik güldük ettik. Adeta işsiz olanlar başkasıymış, babamız fabrikatörmüş gibi umarsız ve hercai saatler yaşadık..
Paramızı da bıraktıktan sonra “ooh tükettik” diyerekten vurduk kendimizi dağlara(bknz: 80 derecelik yokuşa ne denir?). Buruklindeymişiz gibi, nivyorktaymışız gibi çin mahallesi aradık. Çin lokantası bulduk onunla yetindik
Ve o an geldi çattı. Vakit ayrılma vaktiydi. Ve kimse saatlerini ayarlamamıştı…
*Mısır tabaklarındaki hile ve hurda banker mahmut’un bile utanacağı cinstendi. Hadi neyse
İşte o hercai saatlerin şok görüntüleri…
Ömer gene dışarda kaldı
Fiks tarife artık. Ömer sen de ortalara gelmeyi bi öğrenemedin hocu. Valla hiç kusura bakma. Sora vay efendim ben niye çıkmadım, vay efendim yoksa ben zurnamıyım falan deme bana.
Yalnız arkadaki “Rüzgar Gibi Geçti” afişi nedir öyle abi. Eleman resmen götürüyo hatunu. Yaşar da uzanmış “beni de götürse eleman” dercesine…
Ersin uyudum dedi resmen. Allah cezanı vermesin. Işıl arkanda tüküre tüküre gülüyodu hiç mi gelmedi ensene, hiç mi uyandırıcı etki yapmadı a vicdansız…
Paşalardaki keyfe bak
Aaaa lan şero Yaşar! Sen benim koltuğa niye bastın olm. Baya 2 ayağıyla basmış hemde. Yuh, foto çekmesek görmicez.
Gökan ve Ömer size de bi çift sözüm var. Hocu o pozisyonlar çok sakat. Bu günden itibaren bloguma üyelik alıcam. Free Free Free only 2,99$
FİLM SONRASI OLANLAR, İZLEYİCİLERİN YORUMLARI, İSTİKLAL CADDESİNDEN ŞOK FOTOĞRAFLAR VE DAHASI(DAHASI NE LAN. BELKİ ŞIVANŞITAYGERİN YAVUKLUSUNUN FOTOSUNU DA KOYARIZ).
YAKINDA!!!



